Sayfalar

Kategoriler

Arsiv

Linkler

Etiketler

Meta

Autor: Orhan Uysal

~ 08/01/11

28 günlük temel askerlik eğitimini tamamlayan bir erbaş olarak uzun uzadıya yazı yazmak gerekir diye düşünürken evci izninin okadar uzun bir süre olmadığının farkına vararak bu fikrimden vazgeçmiş bulunmaktayım ;) Arz ederim.

Not: Söz sana yüce blog, daha sonra yazacağım :D

Autor: Orhan Uysal

~ 21/07/10

     Dün bazı işlerimiz için Antalya’ya gitmiştik. Akşam üzeri Alanya’ya dönerken Mahmutlar – Kuşyuvası güzergahından Çayarası’na gitmeye karar verdik. Mahmutlar’ın üst kısmından Çayarası’na kadar sis vardı. Ayrıca Alanya merkez sıcaktan erirken, Çayarası’nda yağmur yağıyordu.

    Giderken Kuşyuvası mevkiinde çektiğimiz fotoğraflar;

       

     Kiraz ve şeftali stoğumuzu doldurduktan sonra geri dönüş yoluna koyulduk. Yağmur durdu, hava karardı, gün boyu seyahatin verdiği yorgunluk da cabasıydı. Yolda çalışmalar havanın kararmasıyla birlikte durmuş ve iş makineleri zaten dar olan yolda bulabildikleri geniş(!) bölümlere park etmişler.

     50-60 km hızla ilerlerken 1 metre önümüzde, aniden yola bir şey fırladı. Frenlememe rağmen arabanın altına girdi ve arabanın altına çarptı. Halil’in “kedidir kedi” söylemine karşılık “kedi ne arar la dağda?” yanıtımla durduk ve baktığımızda bir sansar olduğunu gördük. Yaralı olsaydı bir şekilde yakalayıp Mahmutlar’da Veteriner Özcan Barcın’a götürecektik tedavi için. Ne yazık ki ölmüş. İntihar eden sansarın birkaç fotoğrafı alttadır.

Not: 18+ fotoğraflar. Çoluk çocuk bakmasın! Döverim haaa!

(daha…)

Autor: Orhan Uysal

~ 09/06/10

     Yıllar önce Isparta Sütçüler’de görmüştüm ilk kez akrebi. Çocuktuk ozamanlar, bütün ev ayağa kalktı el kadar akrebi bulacağız diye… Sopalar, kürekler, kim ne geçirdiyse eline o karambolde taarruz vaziyetinde bastıkları yerleri, koltukların arkasını aramadıkları yer bırakmadılar. “Burda burda” işaretiyle ev ahalisini yöneten komutan gitti ezdi kafasını :D Herkes tedirgin olsa da bir akrep öldürmenin sevinci sarmıştı bütün evi, nedenini anlayamamıştım o zamanlar. Ama bir “yusuf yusuf” rüzgarı hissetmedim değil…

     Bu “yıllar önceki olaydan” yıllar geçtikten sonra, 5-6 sene önce Alanya’nın Gümüşgöze köyünde kaldığımız ev çok bunaltıcıydı. Yaz günü, ev küçük, sabaha karşı serin olur diye kapı pencere kapatılmasının buhranıyla ulakla haber saldım ev sahibine: “Tiz balkonda yatak hazırlana!”  Neyse benim yatak hazırlandı, iki lafın daha belini kırayım sonra çıkar yatarım diye düşünürken, 70 yaşlarındaki ev sahibinin annesi çıktı balkona, oturdu benim yatağa, başladı tesbih çekmeye! Bana serilen yatağa çöktü, o yatacak. Gerçi kadında haklıydı biz o sohbetleri ederken diğer odada namaz kılıyordu. Yatağın bana serildiğinden haberi yoktu. Kalk desen olmaz; balkondan atsan, kendi düştü desen kimse yemez. Neyse sohbet, gırgır, şamata derken 5 dakka geçmedi bizim yaşlı teyze ”anaaam” ve “allaaah” nidalarıyla balkondan içeri apalayarak girdi. Herkes soruyor noldu diye, teyzeden cevap: “akrep soktu”.  Kadını oturduğu yerde akrep sokmuş ayağından, o acıyla diğer ayağı üstünde dikelmeye çalışırken diğer ayağından da sokmuş. Böylece ”anaaam” ilk soktuğu için, “allaaah” ikinci soktuğu içinmiş, onu anladık. Köylerde meşhurmuş akrep merhemi, yılan ilacı ve bu tarz isimlerde ilaçlar. Ayağına “akrep ilacı” dedikleri kremden sürdüler, biraz şişti, 1 saat kadar başında nöbet tuttuk vs vs. Bu arada balkonda battaniyenin altında akrep bulundu ve öldürüldü. Yatak bana kalmıştı sonunda :) Yatmadım haliyle, o gece evin önündeki caminin çardağında sabahladım. Yıldızların bu kadar güzel gözüktüğünü bilmezdim hiç, sabaha kadar yıldız seyrettim :)

     Sonuncusu bizim dükkanda karşıma çıktı. Erkek adam akrepten korkmaz, gider fotoğrafını çeker :) Canlı mı diye sorarsanız; kafası ezilmiş hali…

Autor: Orhan Uysal

~ 23/04/10

     Geçen gün dükkana gittiğimde abim yine bir odun ayırmış köşeye. Avaralıktan ne yapacağımızı şaşırdık, fotoğraf çekmeye başladık.

     Genellikle karıncaların oyduğu bu ağaçların içinden çıkan karınca yuvalarını da fotoğraflamıştım bir zamanlar. Arşivde bulabilirsem onları da eklerim. En sert ağaçlardan birisi olan meşeyi bile yuva haline dönüştürebilen karıncalar bize şunu kanıtlamışlardır: “azimle ısıran, meşeyi deler!”

     Eskilerde arı kovanı yapmak için içi boş (kovuk) odun arayanlar vardı. Bu tarz kovanlarda hazır mum kullanılmaz, arı herşeyi kendisi yapar. Ayrıca bu kovuk odunlar dekoratif olarak saksı mahiyetinde de kullanıldı ki ben hala kullanıyorum :) İşte onlardan biri…

Autor: Orhan Uysal

~ 21/04/10

     Geçen perşembe düzenli diş kontrollerimi yaptırmak için doktora gittim; yalanımı seveyim, dişim ağrımadıkça gitmem, önünden bile geçmem :D
     Bir diş ağrısı bahane oldu, kalktık gittik doktor amcaya. Her gittiğimde bekliyorum ki böyle elinde bir diş macunu bir de fırça: “Hiç yeni çürük yok!” desin, atlayıp boynuna sarılayım, gülelim eğlenelim… Yok arkadaş, adam bulup çıkarıyor mutlaka. Başladı: dolgu yapılacak şuraya bitane, şurayı kontrol edeceğiz, şuraya not düşelim… Arkada Emel Teyze deftere not alıyor. Panoromik diş röntgeni çektirelim emin olalım dedi. Eyvallah dedik. Sıra geldi sonraki randevuyu ayarlamaya. “Dirgeni yiyen sıpa, bidaha gelmez ipe sapa” muhabbetinden yola çıkarak, önceki kanal tedavisinde haftada 1-2 kere git, igne ye en mahrem yerine (damaktan bahsediyorum), vıccık vıccık özel ignelerle kanalları temizleme işlemi, iltahap geçsin de dolgu yapalım diyerek geçen 2-3 haftalık süre. Ben her seferinde iğne yemekten bıkmışım. Aslında iğneden korkmam yalandan korktuğum kadar; bu da biraz yalan oldu. Neyse, hikaye benim hikaye, akıcı olsun… Dediğim gibi her seferinde iğne olayı can sıkıcı olduğu için geniş bir zaman ayıralım, kıbleye doğru uzanayım ilk iğnede, hepsini tek seferde halledelim dedim. Yaklaşık 1.5 saatlik bir süre ayırdı doktor amca 1 hafta sonra çarşamba gününe. Bu randevu gününü beklemen ne can sıkıcı bir olay, 6 gün boyunca bütün dişlerimde ağrı hissettim, bu da mı ağrıyor acaba diyerek.
     Cuma günü gittim panaromik diş filmini çektirdim, 10 saniyelik olay. Her iş bukadar kolay olsa keşke. “Atıl kurt” mantığıyla ağzına bir şey sıkıştırıyorlar, ısır bunu, dik dur, şuraları tut, kıpırdama, bitti. 2 film bir de cd veriyorlar. Photoshop yapalım dedim, kabul etmediler. Kolumun altına sıkıştırdılar dosyayı, “toprağın bol olsun” diyerek uğurladılar oradan.
     Randevu günü geldi (bugün), kalktık gittik doktora yine. Filmi inceledi, dişleri inceledi tekrar, başlıyoruz dedi. İğneden korkmadığımı (!) bildiği için dur daha kontrol ediyorum diyerek kaşla göz arası sapladı ilk iğneyi. İlk iğneden sonrası düğün bayram zaten. Sağ üst 2 dolgu yapılacaktı, diğer dişin iğnesini de vurdu, onu hissetmedim gerçekten. Dedim ya ilk iğneden sonrası kolay diye. Teknoloji ilerlemiş diyeceğim ama yok öyle birşey, 2007 deki makinaların aynısı. Tek fark, ağızda biriken suyu çeken hortumu Ümran Abla tuttu bu sefer. Önceden ben tutuyordum ya da öyle kendisi asılı duruyordu ağzımın bir kenarında :) Bahtsız bedevi, çöl ve kutup ayısından oluşan deyim benim için söylenmiş. Dolgu sırasında elektrik kesintisi, bir çürükle uğraşırken diğer bir çürüğü görüp “ahanda burda da var” gibi şeylere rağmen çok şükür sağ taraf işleri bitti.   
     Sol tarafta da biri altta biri üstte 2 dolgu yapıcaz dedi, başka bir güne randevu verecek, yeniden iğne korkusu çekeceğim! O kadar kasılmışım, yemişim yiyeceğimi zaten. Yemişken “yok mu daha” diyesi geliyor insanın. Dedim abi alışmışken devam edelim vaktin varsa. Benden sonraki hasta randevusunu ertelemiş. Şans mı yoksa şanssızlık mı bilemedim. Abdestini tazeledi doktor amcam, duvardaki hipokrat fotoğrafına (kamplumbağa terbiyecisi puzzle’ına) 1 dakikalık saygı duruşundan sonra kanal tedavisinde yediğim o illet iğneden yaptı. Böyle çeneden, kulağın yanından, beynine ulaşıyor sanki iğnenin ucu. Yok böyle bir şey! Biliyorum bu iğneyi, tecrübeliyim. Alt çene kayboluyor kısa bir süre sonra. Aldı matkabı eline, başladı oymaya. Onu da halletti. Sıra sol üsttekine geldi, ufak bir iğne de ona yedik. O da halloldu. En son 15 dakikada diş taşları temizlendi. Cillop gibi oldum.
     Herşey bitti derken, 20 lik dişimde de çürük tesbit etti doktorum civanım. Ya çekeceğiz, ya dolgu yapacağız. Cumartesiye ek randevuyuda aldık.
     Bu arada 2.5 saat ne kadar uzun bir süreymiş bunu anladım. “Çalkala-tükür” emrini son 45 dakika uygualayamaz haldeydim. Çalkalama yeteneğimi kaybettim. Çeneyle birlikte dilimde uyuşmuş :) Dişçiden ayrılırken ağzım hala açıktı, kapatamadım. Başlık “panayır” ne alaka diyorsanız, ağzımın tavanına salıncak kurdu doktor amca, sallandı. Hatta gondol, balerin, roller coaster falan da var. Bildiğin panayır yeri. Marlboroya çember attıracağım bende, tam lunapark olsun!
     Ha bir de ağrı kesici yazmayı unutmuş doktor amca, en yakın nöbetçi tekel bayiye giderek gerekli ağrı kesicileri temin ettim. Ağrım yoktu ama nasıl ki diş çürümesin diye diş fırçalanıyor, ağrı olmasın diye de ağrı kesicilere önem verilmeli, her akşam düzenli kullanılmalı.

Autor: Orhan Uysal

~ 11/03/10

  • SMTP için varsayılan TCP portudur.
  • PAL formatı standartlarında saniyedeki görüntü sayısıdır (fps).
  • Manganezin atom numarasıdır.
  • “Veruca Salt”ın bir şarkısıdır.
  • Erzurum’un plaka kodudur.
  • ..
  • .
  • 2 kişi tarafından hatırlanan yeni yaşımdır.
Post tags: ,
Yeni »