Sayfalar
Kategoriler
- Alanya
- Atatürk
- Bilişim
- Dökümanlar
- Fotoğraf
- Genel
- Gündem
- İnternet
- Kişisel
- Kültür-Sanat
- Müzik
- Oyun
- Spor
- Teknoloji
- Video
- Yazılım
Arsiv
- Mart 2012
- Temmuz 2011
- Mart 2011
- Ocak 2011
- Aralık 2010
- Eylül 2010
- Ağustos 2010
- Temmuz 2010
- Haziran 2010
- Mayıs 2010
- Nisan 2010
- Mart 2010
- Şubat 2010
- Ocak 2010
- Aralık 2009
- Kasım 2009
- Ekim 2009
- Ağustos 2009
- Temmuz 2009
- Nisan 2009
- Şubat 2009
- Ocak 2009
- Aralık 2008
- Kasım 2008
- Ekim 2008
- Eylül 2008
- Ağustos 2008
Linkler
Etiketler
-
30 Ağustos
Action
Ahmet Özdemir
Alanya'da yağmur
Alanyalı Aşık Hüseyin
Alanyalı Hüseyin
Altar Eray İçsel
Aşık Hüseyin
Batch
Başlangıç
Beşiktaş
Denize Girmek Orucu Bozar Mı?
Droplet
facebook gizlilik ayarları
Halil Yalçın
isyankarlar
isyankarlar serisi
isyankar limon
Kör Ahmet
Manavgat Yangın
Meşe Ağacı
Mustafa Kemal Atatürk
Nargile
Office 2007
Orman Yangını
Pasiflora
Passiflora
Passifloraceae
Passiflora Edulis
Passion Fruit
Photoshop Action Batch Droplet
Purple Fruit
Purple Passiflora Fruit
Purple Passion Fruit
Ramazan Davulcuları
Sahur
Süper Lig
Udi
Vitamini kabuğunda mı la?
Yusuf yusuf etti la
Zafer Bayramı
Çok Sevdik Be Abi
İftar
İsmail Gübeş
şekil bozuklukları
Meta
Autor: Orhan Uysal
~ 30/04/10
Facebook daha önce bir karar alarak, gizlenen arkadaş listelerinin görünürlüğünü ve daha birçok gizlilik ayarını değiştirmişti. Algoritmadan bahsederek arkadaş bulmanın kolaylaşması gibi abuk sabuk bir gerekçelerle bu işlemi yapmışlardı. Bunun dışında belirli dönemlerde oluşan hatalar, “bir süreliğine herkesin bilgilerinin açık hale gelmesi” vb sebeplerden dolayı çok kan kaybetmiş olsa gerek ki bugün bir hesabın gizlilik bölümüne baktığımda “arkadaş listesi gizleme” ayarı geri geliyor gibi. Resmi bir açıklama değil ve yardım sayfasında hala arkadaş listenizin mevcut arkadaşlarınız tarafından görüntülenebileceği ifadesi olmakla birlikte, bazı hesaplarda “arkadaş listesi gizleme” seçeneğini gördüm. Test ettim ve eski sistemdeki gibi arkadaş listesi gizlenebiliyor. Bunun bir hata sonucu göründüğünü zannetmiyorum, muhtemelen kısa zamanda bütün hesaplarda aktif olacaktır. Hadi hayırlı uğurlu olsun.
İlgili bölüme ulaşmak için;
Hesap -> Gizlilik Ayarları -> Arkadaşlar, Etiketler ve Bağlantılar -> Arkadaşlar
Bölümünde Özel -> Düzenle -> Sadece Ben seçmeniz yeterli olacak.
Tekrarlıyorum, şu an için sadece bazı hesaplarda görüntüleniyor bu bölüm.
Autor: Orhan Uysal
~ 10/11/09
Autor: Orhan Uysal
~ 29/10/09
Cumhuriyetimiz 86 yaşında; 29 Ekim’in bende farklı hatıraları olsa da, Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun…
Autor: Orhan Uysal
~ 08/02/09
Dün akşam arkadaşlarla sohbet halindeyken Bilal’in telefonu çaldı. 00359 ile başlayan bir numara çağrı bıraktı 2-3 kez. Daha sonrada bizimkileri bir merak sardı. Yok işte neymiş efendim, yazın tanıştığı kızlardan biriymiş, bizim yabancı ülkede okuyan arkadaşlardan biriymiş, şuymuş, buymuş… Onlar geri aramaya çalışırken biraz araştıralım dedim. Öncelikli işim ülke koduna bakmak oldu internetten, Bulgaristanmış. Yazın tanıştığı kızlardan birisinin arama olasılığı hiç yoktu, böylelikle bu olasılığın olabilme olasılığının da olmadığını garantiledik
öhömmm (Bir önceki cümleyi okumayın. Okuduysanız da ikinci kez okumayın…)
İnternette biraz daha araştırdığımda, bu tarz numaralar tarafından çağrı alan bir çok kişi olduğunu gördüm. Hatta Bilal’i arayan numaranın başka bir kişiyi daha aradığını gördüm. Aranan bu kişilerin birçoğu geri aramış merakla. Kimisi “Çok fakirim yardım edermisin, para yollarmısın” diyormuş, kimisi “Türkiyede iş bulmama yardım edermisin” diyormuş… Daha böyle birçok hikaye var. Bunları gördükçe bizim Bilal aramaktan vazgeçti
Bunlara bağlı olarak türetilen senaryolarda mevcut. “Bu numaralar arandığında kontor kazanıyorlarmış”, “Türkiyedeki operatorlerin kontor harcatmak için kullandıkları bir yöntemmiş”, cartmış, curtmuş…
Bütün bu senaryolar nekadar doğrudur bilinmez. Bu senaryolara inanırsınız yada inanmazsınız size kalmış ama bilmediğiniz numaralardan çağrı aldığınızda geri aramadan önce biraz araştırın
Ülke kodlarını öğrenmek için Türk Telekom’un rehberini kullanabilirsiniz.
Autor: Orhan Uysal
~ 25/11/08
Dün, 24 Kasım, Öğretmenler Günü. Standart hediye, bir demet çiçek. Aslında çiçek sembolik, duygularımızı ifade edemediğimiz yerde “al çiçeği, anla söylemek istediğimi” demek gibi birşey. “Seni Seviyorum” diyebilmek bizim toplumumuzda çoğu kişiye zor geliyor. Bunun gibi birçok sevgi sözcüğü ayıpmış gibi söylenemiyor çoğu kişi tarafından.
Bunun ne alakası var öğretmenler günüyle? Dün akşam şahit olduğum olayla çok alakası var. Akşam yemekten sonra berbere gittim. Dönüşte markete uğradım, benden önceki bölümde konuşmalar nasıl geçti bilmiyorum ama, markete girdiğim an bir kadın elinde 2 demet çiçekle kasada hesap için sıra bekliyor ve ekliyor, “ikisini 5 liraya bırakırım”. Buraya kadar herşey normal, ancak kadın çiçekleri marketteki diğer müşteriye satıp gittikten sonra öğrendiğim bilgiyle birlikte duraksıyorum, yüzüm felçliymiş gibi sanki, yüz ifadelerimin farkında değilim o anlık! “Bak şu öğretmene abi.”
Kasiyerin söylediği bu cümleden sonra söyleyebileceğim söz yoktu. Sonradan öğretmen olduğunu öğrendiğim bu kişi ek iş olarak çiçekçilik yapmıyorsa, 2 demet karanfil ona hediye olarak gelmiş olmalıydı. Başta dedim ya, çiçek aslında semboliktir diye. Ama güzel ülkemin güzel öğretmeni için ne anlam ifade etmekteydi o çiçekler? Sembol? 5 lira? Bir günlük mutfak ihtiyacları? Neden sattı veya neden satmak zorunda kaldı? vs vs… O arkasına bakmadan gitmişti ama benim aklımda bir sürü soru işareti kaldı…
Öğretmenler gününüz kutlu olsun canım öğretmenlerim.
Autor: Orhan Uysal
~ 10/11/08
Her 10 Kasım hafızamda! Her sene yapılan etkinlikler, her sene söylenen şiirler, sözler… Hepsi aynı çünkü. Bizim zamanımızda da aynıydı, şimdi de.. Özellikle ilkokul ve ortaokul dönemleri… “10 Kasım ile ilgili bir şiir yazın, ezberleyin!” Kim kalıpların dışına çıkarak anlatmış bu çocuklara, bizlere Atatürk’ü ? İşte çıktı dedik; bir belgesel yapıldı, hemen saflar oluştu. Beğenenler ve beğenmeyenler. Herkes kendine göre yorumladı. Ben henüz izlemedim çünkü izlemeden önce zihnimde bir sürü şekil oluştu yorumlar sayesinde. Öncelikle bunlardan kurtulmam lazım.
İlkokul çocukları ödevlerini annelerine babalarına soruyorlar;
Konu: “Atatürk’ü neden severiz?”
Cevap: Ya anne babasının hafızasında kalan sözler, yada internetten bulunan bir metin. İnternette bir kişi görüşlerini yazmış, onun tamamı yada belli bir parçası kesilip düzeltilip çocuğun ödevinin cevabı haline getiriliyor. Yani çocukların kendi deyimleriyle Atatürk’ü anlatamama sebebi bu sistem. Sen çocuğa şiir ezberle gel diyerek geçiştirirsen bu konuyu, çocukta ödevini başka yollardan yapar. Hele birde internet üzerinde öğretmenin hoşuna gidecek şekilde bir metin bulduysa ve iyi not aldıysa, artık çocuğun cevaplarının kaynağı bellidir. Düşünmesine ve düşüncelerine ihtiyaç yoktur. Bildiğini zannetmektedir sürekli olarak ama bilgilerinden emin değildir. Şu anda masaüstümde “çocukların ödevleri 2008-2009″ diye bir klasör olmasının sebebidir bu eğitim sistemi. Neyse konuyu daha fazla dağıtmayayım… Yine 10 Kasım, yine komşu çocukları kapımda… “Orhan abi, ödevimiz var.” 10 kasımla ilgili 4-5 tane şiir çıkarttım, okuyun sesli olarak, beğendiğinizi seçin ama neden beğendiğinizi söyleyin dedim. Seçtikleri şiir aynıydı, sadece birisi farklı şiir seçti. Şiir seçme sebepleri de aynıydı, beğenmek ve anlamak değil, ezberleyecekleri için en kısa olanı seçtiler. Farklı seçene sen neden bunu seçtin diye sorduğum da, biraz önce birisi bilgili çıktı diye sevinirken hayal kırıklığına uğradım cevabıyla; “Aynı sınıftayız, aynı şiir olursa öğretmen kızar”. Aynı sınıftaki iki öğrenci ve şiir seçimlerinin sebepleri. Bir ay sonra ezberlediğin şu şiiri oku desek kaç tanesi okuyabilir?
Atatürk’ü anlamak için sadece okul değil, aile ortamı da büyük önem taşımakta. Bugüne kadar kaç kişi Nutuk’u okudu? Nutuk aldırıldı bize lise yıllarında, okumadıysak kimin suçu? Herkesin bir parça suçu var bu işte, zorunlu olduğu için okumayanlar, okumaya hevesi olmayanlar, ailesinde görmediği birşeyi yapmayacak çocuklar vs. Buna rağmen, okumayı sevdiği için okuyanlar, okuduğunu anlayanlar ve anlamaya çalışanlarda vardı elbette. Ankara’da tanıştığım bir Albayla uzun uzun konuşmuştuk bunları. Uzun uzun derken, 1.5 saatlik öğlen arasında kütüphanenin kapalı olmasıyla, kütüphane bahçesinin sigara içme bölümü olarak kullanılmasından kaynaklanan bir tesadüf eseri tanışmıştık. Konu; okuduğum okullardan, orda bulunma sebebimden vb bölümlerden geçtikten sonra Atatürk’e geldi. Bana sohbet başından beri resmiyetle cevap veren kişi, birden bire samimileşti. “Orhancığım bak şimdi” boyutuna geldi:) Bildiğim herşeyi söylüyordu ve üstüne bilmediğim, duymadığım daha bir çok şey söylüyordu. Sonuç itibariyle, öğlen arası bitmesine rağmen sohbete devam etmiştik bahçede. Ben dinlemekten o anlatmaktan sıkılmıyordu. “Bir şeyi öğrenmek istiyorsan, onunla ilgili herşeyi okumalısın, iyi veya kötü herşeyi” dedi. O gün anladım ki Atatürkle ilgili nekadar az şey okumuştum ve görmüştüm. Atatürk’ü biliyordum yada bildiğimi zannediyordum ancak o günkü sohbetten sonra daha farklı düşünür oldum sanki. Yani bu en başta bahsettiğim belgeseli de iyi veya kötü izlemeliyim…
Herkesten öğrenilecek “birşey” vardır bunu biliyoruz, ama bilen ve bildiğini bilerek anlatan bir kişiden öğrenilecek “çok şey” vardır.


