Orhan Uysal

~ 10/11/08

     Her 10 Kasım hafızamda! Her sene yapılan etkinlikler, her sene söylenen şiirler, sözler… Hepsi aynı çünkü. Bizim zamanımızda da aynıydı, şimdi de.. Özellikle ilkokul ve ortaokul dönemleri… “10 Kasım ile ilgili bir şiir yazın, ezberleyin!” Kim kalıpların dışına çıkarak anlatmış bu çocuklara, bizlere Atatürk’ü ? İşte çıktı dedik; bir belgesel yapıldı, hemen saflar oluştu. Beğenenler ve beğenmeyenler. Herkes kendine göre yorumladı. Ben henüz izlemedim çünkü izlemeden önce zihnimde bir sürü şekil oluştu yorumlar sayesinde. Öncelikle bunlardan kurtulmam lazım.
     İlkokul çocukları ödevlerini annelerine babalarına soruyorlar;
     Konu: “Atatürk’ü neden severiz?”
     Cevap: Ya anne babasının hafızasında kalan sözler, yada internetten bulunan bir metin. İnternette bir kişi görüşlerini yazmış, onun tamamı yada belli bir parçası kesilip düzeltilip çocuğun ödevinin cevabı haline getiriliyor. Yani çocukların kendi deyimleriyle Atatürk’ü anlatamama sebebi bu sistem. Sen çocuğa şiir ezberle gel diyerek geçiştirirsen bu konuyu, çocukta ödevini başka yollardan yapar. Hele birde internet üzerinde öğretmenin hoşuna gidecek şekilde bir metin bulduysa ve iyi not aldıysa, artık çocuğun cevaplarının kaynağı bellidir. Düşünmesine ve düşüncelerine ihtiyaç yoktur. Bildiğini zannetmektedir sürekli olarak ama bilgilerinden emin değildir. Şu anda masaüstümde “çocukların ödevleri 2008-2009″ diye bir klasör olmasının sebebidir bu eğitim sistemi. Neyse konuyu daha fazla dağıtmayayım… Yine 10 Kasım, yine komşu çocukları kapımda… “Orhan abi, ödevimiz var.” 10 kasımla ilgili 4-5 tane şiir çıkarttım, okuyun sesli olarak, beğendiğinizi seçin ama neden beğendiğinizi söyleyin dedim. Seçtikleri şiir aynıydı, sadece birisi farklı şiir seçti. Şiir seçme sebepleri de aynıydı, beğenmek ve anlamak değil, ezberleyecekleri için en kısa olanı seçtiler. Farklı seçene sen neden bunu seçtin diye sorduğum da, biraz önce birisi bilgili çıktı diye sevinirken hayal kırıklığına uğradım cevabıyla; “Aynı sınıftayız, aynı şiir olursa öğretmen kızar”. Aynı sınıftaki iki öğrenci ve şiir seçimlerinin sebepleri. Bir ay sonra ezberlediğin şu şiiri oku desek kaç tanesi okuyabilir?
     Atatürk’ü anlamak için sadece okul değil, aile ortamı da büyük önem taşımakta. Bugüne kadar kaç kişi Nutuk’u okudu? Nutuk aldırıldı bize lise yıllarında, okumadıysak kimin suçu? Herkesin bir parça suçu var bu işte, zorunlu olduğu için okumayanlar, okumaya hevesi olmayanlar, ailesinde görmediği birşeyi yapmayacak çocuklar vs. Buna rağmen, okumayı sevdiği için okuyanlar, okuduğunu anlayanlar ve anlamaya çalışanlarda vardı elbette. Ankara’da tanıştığım bir Albayla uzun uzun konuşmuştuk bunları. Uzun uzun derken, 1.5 saatlik öğlen arasında kütüphanenin kapalı olmasıyla, kütüphane bahçesinin sigara içme bölümü olarak kullanılmasından kaynaklanan bir tesadüf eseri tanışmıştık. Konu; okuduğum okullardan, orda bulunma sebebimden vb bölümlerden geçtikten sonra Atatürk’e geldi. Bana sohbet başından beri resmiyetle cevap veren kişi, birden bire samimileşti. “Orhancığım bak şimdi” boyutuna geldi:) Bildiğim herşeyi söylüyordu ve üstüne bilmediğim, duymadığım daha bir çok şey söylüyordu. Sonuç itibariyle, öğlen arası bitmesine rağmen sohbete devam etmiştik bahçede. Ben dinlemekten o anlatmaktan sıkılmıyordu. “Bir şeyi öğrenmek istiyorsan, onunla ilgili herşeyi okumalısın, iyi veya kötü herşeyi” dedi. O gün anladım ki Atatürkle ilgili nekadar az şey okumuştum ve görmüştüm. Atatürk’ü biliyordum yada bildiğimi zannediyordum ancak o günkü sohbetten sonra daha farklı düşünür oldum sanki. Yani bu en başta bahsettiğim belgeseli de iyi veya kötü izlemeliyim…
     Herkesten öğrenilecek “birşey” vardır bunu biliyoruz, ama bilen ve bildiğini bilerek anlatan bir kişiden öğrenilecek “çok şey” vardır.

Benzer Yazılar

1 Yorum »

  1. Bence süper olmuş, emeğine sağlık

    Yorum yapan özal (kral7575) — 10 Kasım 2008 @ 18:59

Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri.

Yorum yapın