Sayfalar
Kategoriler
- Alanya
- Atatürk
- Bilişim
- Dökümanlar
- Fotoğraf
- Genel
- Gündem
- İnternet
- Kişisel
- Kültür-Sanat
- Müzik
- Oyun
- Programlarım
- RhN Youtube Unblocker
- Spor
- Teknoloji
- Video
- Yazılım
Arsiv
- Mart 2010
- Şubat 2010
- Ocak 2010
- Aralık 2009
- Kasım 2009
- Ekim 2009
- Ağustos 2009
- Temmuz 2009
- Nisan 2009
- Şubat 2009
- Ocak 2009
- Aralık 2008
- Kasım 2008
- Ekim 2008
- Eylül 2008
- Ağustos 2008
Linkler
Etiketler
-
Çocukluğumuzun futbol kuralları
Çok Sevdik Be Abi
İftar
İsmail Gübeş
30 Ağustos
Aşık Hüseyin
Ahmet Özdemir
Alanya'da yağmur
Alanyalı Aşık Hüseyin
Alanyalı Hüseyin
Ali Yeken
Altar Eray İçsel
Başlangıç
Beşiktaş
Dünya
Denize Girmek Orucu Bozar Mı?
Gün Şiiri
Halil Yalçın
huzur
Kör Ahmet
Manavgat Yangın
Mehmet Zahit Yeken
Mustafa Cihat
Mustafa Kemal Atatürk
Nargile
Office 2003
Office 2007
Office 2007 - 2003 Converter
Orman Yangını
Photoshop Action Batch Droplet
Pilli Bebek
Ramazan Davulcuları
RhN Youtube Unblocker
RhN Youtube Unblocker v1.0
Süper Lig
Sahur
Siyah Beyaz
Soundtrack
Teknokado
The Imam
Udi
Yılmaz Kartal
Yeşil Başlı Gövel Ördek
Youtube Unblocker
Zafer Bayramı
Meta
Autor: Orhan Uysal
~ 25/11/08
Dün, 24 Kasım, Öğretmenler Günü. Standart hediye, bir demet çiçek. Aslında çiçek sembolik, duygularımızı ifade edemediğimiz yerde “al çiçeği, anla söylemek istediğimi” demek gibi birşey. “Seni Seviyorum” diyebilmek bizim toplumumuzda çoğu kişiye zor geliyor. Bunun gibi birçok sevgi sözcüğü ayıpmış gibi söylenemiyor çoğu kişi tarafından.
Bunun ne alakası var öğretmenler günüyle? Dün akşam şahit olduğum olayla çok alakası var. Akşam yemekten sonra berbere gittim. Dönüşte markete uğradım, benden önceki bölümde konuşmalar nasıl geçti bilmiyorum ama, markete girdiğim an bir kadın elinde 2 demet çiçekle kasada hesap için sıra bekliyor ve ekliyor, “ikisini 5 liraya bırakırım”. Buraya kadar herşey normal, ancak kadın çiçekleri marketteki diğer müşteriye satıp gittikten sonra öğrendiğim bilgiyle birlikte duraksıyorum, yüzüm felçliymiş gibi sanki, yüz ifadelerimin farkında değilim o anlık! “Bak şu öğretmene abi.”
Kasiyerin söylediği bu cümleden sonra söyleyebileceğim söz yoktu. Sonradan öğretmen olduğunu öğrendiğim bu kişi ek iş olarak çiçekçilik yapmıyorsa, 2 demet karanfil ona hediye olarak gelmiş olmalıydı. Başta dedim ya, çiçek aslında semboliktir diye. Ama güzel ülkemin güzel öğretmeni için ne anlam ifade etmekteydi o çiçekler? Sembol? 5 lira? Bir günlük mutfak ihtiyacları? Neden sattı veya neden satmak zorunda kaldı? vs vs… O arkasına bakmadan gitmişti ama benim aklımda bir sürü soru işareti kaldı…
Öğretmenler gününüz kutlu olsun canım öğretmenlerim.
Autor: Orhan Uysal
~ 23/11/08
İşi düşünce aklına düştüklerim, bu şarkıyla bir pazar sabahı geçiriyorum SAYENİZDE
Get the Flash Player to see this player.
Ne seveni ne de gideni
Hepsinden vaz geçtim
Aşklarım dillere düştü sayenizde
E buymuş aşk bestesi dedikleri
Ne dünyayı yıkarım
Ne de kırarım kadehleri
Sevgiye inanmaz oldum sayenizde
Tükenmiş delikanlı aşk dedikleri
Ne gülerim ne de kızarım
Ne de arkasından ağlarım
Yüreğim aşklara küstü sayenizde
E bıktım artık fahişe gönüllerden
Ne okyanuslar kadar derin
Ne de gökyüzü kadar sakin
Fikirler alt üst oldu sayenizde
Korktum artık çarkların dönüşünden
Of Allah’ım of
Nedendir hep zorla sana gelişim
Of Allah’ım of
Ofları Tekelledim sayenizde
Of Allah’ım of
Nedendir hep zorla sana gelişim
Of Allah’ım of
Sevgiyi tükettim sayenizde
Kendimi kaybettim sayenizde
Kendimi kaybettim sayenizde
Autor: Orhan Uysal
~ 14/11/08
İnternet üzerinde gezinirken bir çok çocuğa şiir okutmak moda oldu diye düşünmeye başladım. Avaralık zor iş… Çocuklarla ilgili videoları izlemeye başladım, bu çocuklara ızdırap çektirircesine “sende oku oğlum”, “şöyle oku kızım”, “basarım tokatı adam gibi oku” gibi sözlerle şiir okutulup şarkı söyletilmesine ve bu akıma kapılmış veya kapılmayı düşünenlere karşıyım. Bütün bunlara rağmen elle tutulur videolarda var. Buyrunuz, tarzım değil demeyin, sonuna kadar dinleyin… Israrla tavsiye ediyorum:)
(Elemanın nereli olduğu ve kim olduğu hakkında detaylı bir bilgiye ulaşamadım. Bulursam onuda yazarım…)
Get the Flash Player to see this player.
Ağlarsam gülyüzlüm acım diner mi,
Aşkımın ateşi böyle sönermi,
Sensiz kalırsam yar, yüzüm gülermi,
Ayrılık kolaymı senin yanında!
Beni senin kadar kimse anlamaz,
Kimse senin gibi beni saramaz.
Dizlerim tutulur yar yar, dilim konuşmaz,
Ayrılık kolaymı senin yanıda!
Çekilmez oluyor sensiz günlerim,
Ne laf anlıyorum, ne söz dinlerim.
Deli divaneyim candan bezerim,
Ayrılık kolaymı senin yanıda!
Autor: Orhan Uysal
~ 10/11/08
Her 10 Kasım hafızamda! Her sene yapılan etkinlikler, her sene söylenen şiirler, sözler… Hepsi aynı çünkü. Bizim zamanımızda da aynıydı, şimdi de.. Özellikle ilkokul ve ortaokul dönemleri… “10 Kasım ile ilgili bir şiir yazın, ezberleyin!” Kim kalıpların dışına çıkarak anlatmış bu çocuklara, bizlere Atatürk’ü ? İşte çıktı dedik; bir belgesel yapıldı, hemen saflar oluştu. Beğenenler ve beğenmeyenler. Herkes kendine göre yorumladı. Ben henüz izlemedim çünkü izlemeden önce zihnimde bir sürü şekil oluştu yorumlar sayesinde. Öncelikle bunlardan kurtulmam lazım.
İlkokul çocukları ödevlerini annelerine babalarına soruyorlar;
Konu: “Atatürk’ü neden severiz?”
Cevap: Ya anne babasının hafızasında kalan sözler, yada internetten bulunan bir metin. İnternette bir kişi görüşlerini yazmış, onun tamamı yada belli bir parçası kesilip düzeltilip çocuğun ödevinin cevabı haline getiriliyor. Yani çocukların kendi deyimleriyle Atatürk’ü anlatamama sebebi bu sistem. Sen çocuğa şiir ezberle gel diyerek geçiştirirsen bu konuyu, çocukta ödevini başka yollardan yapar. Hele birde internet üzerinde öğretmenin hoşuna gidecek şekilde bir metin bulduysa ve iyi not aldıysa, artık çocuğun cevaplarının kaynağı bellidir. Düşünmesine ve düşüncelerine ihtiyaç yoktur. Bildiğini zannetmektedir sürekli olarak ama bilgilerinden emin değildir. Şu anda masaüstümde “çocukların ödevleri 2008-2009″ diye bir klasör olmasının sebebidir bu eğitim sistemi. Neyse konuyu daha fazla dağıtmayayım… Yine 10 Kasım, yine komşu çocukları kapımda… “Orhan abi, ödevimiz var.” 10 kasımla ilgili 4-5 tane şiir çıkarttım, okuyun sesli olarak, beğendiğinizi seçin ama neden beğendiğinizi söyleyin dedim. Seçtikleri şiir aynıydı, sadece birisi farklı şiir seçti. Şiir seçme sebepleri de aynıydı, beğenmek ve anlamak değil, ezberleyecekleri için en kısa olanı seçtiler. Farklı seçene sen neden bunu seçtin diye sorduğum da, biraz önce birisi bilgili çıktı diye sevinirken hayal kırıklığına uğradım cevabıyla; “Aynı sınıftayız, aynı şiir olursa öğretmen kızar”. Aynı sınıftaki iki öğrenci ve şiir seçimlerinin sebepleri. Bir ay sonra ezberlediğin şu şiiri oku desek kaç tanesi okuyabilir?
Atatürk’ü anlamak için sadece okul değil, aile ortamı da büyük önem taşımakta. Bugüne kadar kaç kişi Nutuk’u okudu? Nutuk aldırıldı bize lise yıllarında, okumadıysak kimin suçu? Herkesin bir parça suçu var bu işte, zorunlu olduğu için okumayanlar, okumaya hevesi olmayanlar, ailesinde görmediği birşeyi yapmayacak çocuklar vs. Buna rağmen, okumayı sevdiği için okuyanlar, okuduğunu anlayanlar ve anlamaya çalışanlarda vardı elbette. Ankara’da tanıştığım bir Albayla uzun uzun konuşmuştuk bunları. Uzun uzun derken, 1.5 saatlik öğlen arasında kütüphanenin kapalı olmasıyla, kütüphane bahçesinin sigara içme bölümü olarak kullanılmasından kaynaklanan bir tesadüf eseri tanışmıştık. Konu; okuduğum okullardan, orda bulunma sebebimden vb bölümlerden geçtikten sonra Atatürk’e geldi. Bana sohbet başından beri resmiyetle cevap veren kişi, birden bire samimileşti. “Orhancığım bak şimdi” boyutuna geldi:) Bildiğim herşeyi söylüyordu ve üstüne bilmediğim, duymadığım daha bir çok şey söylüyordu. Sonuç itibariyle, öğlen arası bitmesine rağmen sohbete devam etmiştik bahçede. Ben dinlemekten o anlatmaktan sıkılmıyordu. “Bir şeyi öğrenmek istiyorsan, onunla ilgili herşeyi okumalısın, iyi veya kötü herşeyi” dedi. O gün anladım ki Atatürkle ilgili nekadar az şey okumuştum ve görmüştüm. Atatürk’ü biliyordum yada bildiğimi zannediyordum ancak o günkü sohbetten sonra daha farklı düşünür oldum sanki. Yani bu en başta bahsettiğim belgeseli de iyi veya kötü izlemeliyim…
Herkesten öğrenilecek “birşey” vardır bunu biliyoruz, ama bilen ve bildiğini bilerek anlatan bir kişiden öğrenilecek “çok şey” vardır.