Orhan Uysal

~ 27/08/10

     Ramazan’ın ilk gününden beri sabah - akşam (sahur - iftar :) ) hurma yer haldeyim.
     Bu sene tam olgunlaşmamış hurmaya sardım. Mavru olmasına rağmen hurmanın o şekerli tadı da hissediliyor. Hurma konusu neden hep Ramazan’da akla gelir onu da ayrıca araştırmak lazım ;)

 

Post tags: , ,

Orhan Uysal

~ 02/08/10

     Son günlerde Alanya’nın sıcağında nefes alınamaz hale geldi. İlyas’ın isteği üzerine bu yıl üçüncüsü düzenlenen Gedevet – Türbelinas Yayla Şenliği’ne gitmeye karar verdik. Havanın sıcaklığından mı yoksa yediğim içtiğim bir şey mi dokundu bilmiyorum ama gece boyu uyuyamadım. İlyas’a da söz verdim bir gün önceden, mecburen gidecektim.

     Öğlenin sıcağında, saat 12′de çıktık yola motorla. Alanya içi sıcak zaten o şaşmaz bir durum ama yaylaya doğru serinler diye ümit ediyorduk. Ne yazık ki yol boyunca tepemize vuran güneş ve asfalttan vuran sıcaklıkla erimiş halde çıktık yaylaya. Park Orman’da şenlik alanını biraz dolaştık. Açılış saati 17:00 diye belirtildiği için çok kalabalık değildi. Saat 15:00′de özel parkurda off-road gösterileri olduğunu öğrendik ve onu izlemek için biraz oyalandık.

     Çıkrık Mevkii denilen ve muhteviyatında off-road araçları için özel hazırlanmış bir parkur bulunan yere geçtik. Yaklaşık 2 saat süren off-road gösterilerinden sonra 30 saatlik uykusuzluğun verdiği sancıyla akşamki etkinliklere ve Mine Koşan konserine kalmadık. Sıcağın merkezine, Alanya’ya geri dönmeye karar verdik. Alanya’ya geldik de n’oldu? Yine uyuyamadım!

     Aşağıda off-road gösterilerinden bir kaç fotoğraf bulunmakta:

(daha…)

Orhan Uysal

~ 21/07/10

     Dün bazı işlerimiz için Antalya’ya gitmiştik. Akşam üzeri Alanya’ya dönerken Mahmutlar – Kuşyuvası güzergahından Çayarası’na gitmeye karar verdik. Mahmutlar’ın üst kısmından Çayarası’na kadar sis vardı. Ayrıca Alanya merkez sıcaktan erirken, Çayarası’nda yağmur yağıyordu.

    Giderken Kuşyuvası mevkiinde çektiğimiz fotoğraflar;

       

     Kiraz ve şeftali stoğumuzu doldurduktan sonra geri dönüş yoluna koyulduk. Yağmur durdu, hava karardı, gün boyu seyahatin verdiği yorgunluk da cabasıydı. Yolda çalışmalar havanın kararmasıyla birlikte durmuş ve iş makineleri zaten dar olan yolda bulabildikleri geniş(!) bölümlere park etmişler.

     50-60 km hızla ilerlerken 1 metre önümüzde, aniden yola bir şey fırladı. Frenlememe rağmen arabanın altına girdi ve arabanın altına çarptı. Halil’in “kedidir kedi” söylemine karşılık “kedi ne arar la dağda?” yanıtımla durduk ve baktığımızda bir sansar olduğunu gördük. Yaralı olsaydı bir şekilde yakalayıp Mahmutlar’da Veteriner Özcan Barcın’a götürecektik tedavi için. Ne yazık ki ölmüş. İntihar eden sansarın birkaç fotoğrafı alttadır.

Not: 18+ fotoğraflar. Çoluk çocuk bakmasın! Döverim haaa!

(daha…)

Orhan Uysal

     Daha önceden hazırladığım ancak yayınlayamadığım fotoğraflardan ibarettir.

 

 

Orhan Uysal

~ 24/06/10

     Tutku meyvesi (passion fruit) nasıl yenir? Kokteyl ve şurup yaptıklarını biliyoruz ama nasıl yapıldığını bilmiyoruz :) Aslında kokteyl tarifleri ingilizce olsa da bulunabilmekte. Peki nasıl yenir? İnsanî şekilde tüketilmesini tavsiye ediyorum, ağız yoluyla.

     Daha önce kiviyi kabuğuyla yiyenleri, yeni dünya’nın (muşmala’nın) çekirdeklerini kayısı çekirdeği gibi kırıp, soyup yemeye çalışanları gördüğüm, bildiğim için söylüyorum.

     Olgunlaşmış meyve ortadan ikiye kesilir, içinde bulunan jöle kıvamındaki suyu ve çekirdekleri kaşıkla yenir. Kabuğu çöpe atılır.  Ben böyle kullanıyorum :)

     Severek – küfrederek izlediğimiz otçu doktorların; passiflora kabuğunu güneş görmeden kurutun, 10 dakika kaynatın, üstüne mısır püskülü, soğan kabuğu, bilmem ne otu ilave edin, bunu günde 5 öğün zıkkımlanın gibi şeyler çıkarmaması ümidiyle… :D

Orhan Uysal

~ 09/06/10

     Yıllar önce Isparta Sütçüler’de görmüştüm ilk kez akrebi. Çocuktuk ozamanlar, bütün ev ayağa kalktı el kadar akrebi bulacağız diye… Sopalar, kürekler, kim ne geçirdiyse eline o karambolde taarruz vaziyetinde bastıkları yerleri, koltukların arkasını aramadıkları yer bırakmadılar. “Burda burda” işaretiyle ev ahalisini yöneten komutan gitti ezdi kafasını :D Herkes tedirgin olsa da bir akrep öldürmenin sevinci sarmıştı bütün evi, nedenini anlayamamıştım o zamanlar. Ama bir “yusuf yusuf” rüzgarı hissetmedim değil…

     Bu “yıllar önceki olaydan” yıllar geçtikten sonra, 5-6 sene önce Alanya’nın Gümüşgöze köyünde kaldığımız ev çok bunaltıcıydı. Yaz günü, ev küçük, sabaha karşı serin olur diye kapı pencere kapatılmasının buhranıyla ulakla haber saldım ev sahibine: “Tiz balkonda yatak hazırlana!”  Neyse benim yatak hazırlandı, iki lafın daha belini kırayım sonra çıkar yatarım diye düşünürken, 70 yaşlarındaki ev sahibinin annesi çıktı balkona, oturdu benim yatağa, başladı tesbih çekmeye! Bana serilen yatağa çöktü, o yatacak. Gerçi kadında haklıydı biz o sohbetleri ederken diğer odada namaz kılıyordu. Yatağın bana serildiğinden haberi yoktu. Kalk desen olmaz; balkondan atsan, kendi düştü desen kimse yemez. Neyse sohbet, gırgır, şamata derken 5 dakka geçmedi bizim yaşlı teyze ”anaaam” ve “allaaah” nidalarıyla balkondan içeri apalayarak girdi. Herkes soruyor noldu diye, teyzeden cevap: “akrep soktu”.  Kadını oturduğu yerde akrep sokmuş ayağından, o acıyla diğer ayağı üstünde dikelmeye çalışırken diğer ayağından da sokmuş. Böylece ”anaaam” ilk soktuğu için, “allaaah” ikinci soktuğu içinmiş, onu anladık. Köylerde meşhurmuş akrep merhemi, yılan ilacı ve bu tarz isimlerde ilaçlar. Ayağına “akrep ilacı” dedikleri kremden sürdüler, biraz şişti, 1 saat kadar başında nöbet tuttuk vs vs. Bu arada balkonda battaniyenin altında akrep bulundu ve öldürüldü. Yatak bana kalmıştı sonunda :) Yatmadım haliyle, o gece evin önündeki caminin çardağında sabahladım. Yıldızların bu kadar güzel gözüktüğünü bilmezdim hiç, sabaha kadar yıldız seyrettim :)

     Sonuncusu bizim dükkanda karşıma çıktı. Erkek adam akrepten korkmaz, gider fotoğrafını çeker :) Canlı mı diye sorarsanız; kafası ezilmiş hali…

Sayfalar 1 / 1312345»...Son Sayfa »